Bugün Türkiye, Erzurum Valisi Sayın Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanı olarak atanmasını konuşuyor. Hayırlı olsun demek adetimizdendir. Ancak hafızamız diri, gördüklerimiz ise endişe verici. Devlet, Türk töresinde kutsaldır. Makam, şahsa mülk..
Bugün Türkiye, Erzurum Valisi Sayın Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanı olarak atanmasını konuşuyor.
Hayırlı olsun demek adetimizdendir. Ancak hafızamız diri, gördüklerimiz ise endişe verici.
Devlet, Türk töresinde kutsaldır. Makam, şahsa mülk değil, millete hizmetkar olunan bir “ateşten gömlek”tir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, o gömleği giyenlerin yakınları, devletin imkanlarını şahsi lunaparklarına çevirmekte beis görmüyor.
Gündemimiz; Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin, İçişleri Bakanı olarak atanması.
Çok uzağa gitmeyelim, daha dün Erzurum’da ne yaşandı?
Erzurum, son yılların en çetin kışını yaşıyor. Kar yağışı ve tipi hayatı felç etmiş, yollar buz pistine dönmüş. Veliler, öğrenciler perişan halde “Okullar tatil edilsin” diye feryat ediyor, sosyal medya yıkılıyor.
Peki, şehrin “Mülki Amiri”, yani vatandaşın can güvenliğinden sorumlu olan Sayın Vali o saatlerde ne yapıyordu? Kriz masasında mıydı? Karla mücadele ekiplerinin başında mıydı? Hayır. Sayın Vali, Yakutiye’nin Yazıpınar Köyü’nde tel helvası çekiyordu!.
Vatandaşın çocuğu buzda kayıp düşme tehlikesi geçirirken; devletin valisi türküler eşliğinde neşeli pozlar veriyor, helva sohbeti yapıyordu. Fransız kraliçesi Marie Antoinette’in “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözü, Erzurum’da “Yollar kapalıysa helva yesinler”e mi dönüştü?
Hatırlayalım… Çok değil, daha yakın zamanda Erzurum Valiliği’nin garajını kendi oto galerisi sanan, devletin tahsis ettiği çakarlı araçlarla “Dedenize sorun bakalım akşam hangisiyle konvoya çıkalım?” diye hava atan bir “evlat” izlemiştik.
Mesele sadece bir gencin hatası değildi. Mesele, devletin polisine, “Sen benim tahsis belgemi alamazsın, ben senin sicil numaranı alırım” diyebilecek cüreti kendinde bulmasıydı. Türk polisi ki; bu vatanın çelik zırhıdır. Bir valinin oğlu, babasının makamına güvenerek o üniformaya parmak sallıyorsa, orada devlet ciddiyeti bitmiş, aile saltanatı başlamış demektir.
O günlerde bu olay patladığında, ben de sosyal medyadan şu tepkiyi vermiştim:
“Şu çocuğun babası vali olmasa, sanayide, gölbaşında, süt evlerde 10 yaşındaki çocuklara korkudan abi çekecek ama gel gör ki…”
Evet, gel gör ki o gün “valilik imkanlarıyla” bunları yapanlar, bugün “bakanlık imkanlarına” kavuştu.
Sayın Mustafa Çiftçi o dönem, oğlunun bu hatasını örtbas etmek yerine “Zaruri Açıklama” adı altında bir metin yayınlamış, olayı “kurgusal bir video” diyerek hafifletmeye çalışmış, eleştirenleri ise “art niyetli” ilan etmişti. Hatta işi “evlatla imtihan” noktasına getirip dini duygulara sığınmıştı.
Sayın Bakan’a sormak, bir Türk milliyetçisi olarak boynumuzun borcudur:
Sayın Çiftçi;
Vali iken, oğlunuzun devletin garajında, devletin arabasıyla, devletin polisine “rol icabı” bile olsa posta koymasına engel olamadınız. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı oldunuz.
Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik… Hepsi size bağlandı. Valiyken garajda “çakarcılık” oynayan mahdum bey, şimdi Bakanlık forsuyla tüm Türkiye’yi oyun bahçesine mi çevirecek?
Dün “sicil numaranı alırım” dediği o polislerimiz, yarın oğlunuzu trafikte gördüğünde görevini yapabilecek mi? Yoksa “Bakanın oğludur, dokunursak yanarız” korkusuyla başını mı çevirecek?
Devlet yönetmek, sadece imza atmak değildir. Devlet yönetmek; önce kendi hanene, sonra maiyetine hakim olmaktır. Hazreti Ömer’in adaletinden dem vuranlar, kendi çocukları devletin mumunu şahsi işlerinde kullandığında o mumu söndürmüyorsa, orada büyük bir samimiyet sınavı kaybedilmiş demektir.
Bizim endişemiz şahıslarla değil, devletin itibarıyladır. İçişleri Bakanlığı makamı, terörle mücadelenin, asayişin, huzurun merkezidir. Bu makam; TikTok fenomenlerinin, babasının koltuğuna güvenip polise efelenenlerin gölgesini bile kaldırmaz.
Umarız yeni görevinizde, Erzurum’daki o “hoşgörü” talebinizi değil, devletin demir yumruğunu ve ciddiyetini esas alırsınız. Zira bu millet, devletin aracını, benzinini ve polisini; çocuklarınız egosunu tatmin etmek için değil, vatanın güvenliği için vergisinden ödüyor.